0505 543 37 42
Sosyal Medya Hesaplarımız

Vesayet Davası ve Vasi Tayini (Atanması) Şartları

Vesayet Davası ve Vasi Tayini (Atanması) Şartları

Kimi ergin kişilerin ya da velayet altında bulunmayan küçüklerin kişisel ve maddi menfaatlerini korumak maksadıyla vesayet kurumu düzenlenmiştir.

Vesayet ve Vasi Tayini (atanması) Nedir?

Kimi ergin kişilerin ya da velayet altında bulunmayan küçüklerin kişisel ve maddi menfaatlerini korumakmaksadıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile vesayet kurumu düzenlenmiştir. Vesayet altına alınma durumu, yasal bir zorunluluktan kaynaklanabileceği gibi kişinin kendisinin de kimi durumlarda vesayet altına alınmayı mahkemeden istemesi mümkün olmaktadır.

Vesayet altına alınmış olan herkese bir vasi atanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 403. maddesinde:

“Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür”

denilmek suretiyle, vasinin yükümlü olduğu hususlar belirtilmiştir. Hangi hallerde vesayetin gerektiği ve şartları Türk Medeni Kanunu’nun 404, 405, 406 ve 407. maddelerde belirtilmiş, kişinin kendi isteği ile vesayet altına alınması durumu ise 408. maddede düzenlenmiştir.

Vesayeti Gerektiren Haller ve Şartları Nelerdir?

Türk Medeni Kanunu’nca hüküm altına alındığı üzere, vesayeti gerektiren durumlar şu şekildedir:

-Yaş Küçüklüğü,

-Kısıtlanma,

-Hürriyeti Bağlayıcı (Hapis Cezası) Ceza Alma

-Kişinin kendi arzusu ile vesayet talebi

1) Yaş Küçüklüğü Sebebiyle Vesayet

Yaş küçüklüğü sebebiyle vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 404. maddesinde:

“Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır. Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar”

denilmek suretiyle hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hüküm uyarınca, 18 yaşından küçük olup da velayet altında bulunmayan her çocuk vesayet altına alınmaktadır. Ayrıca kamu görevlileri bakımından da bir yükümlülük öngörülmüş olup; nüfus memurlarının, idari makamların, noterlerin ve mahkemelerin görevlerini yaparken vesayeti gerektiren böyle bir halin varlığını öğrenmeleri durumunda, hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları belirtilmiştir.

2) Kısıtlanma Sebebiyle Vesayet

Kısıtlanma sebebiyle vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 405. ve 406. maddesinde:

“I. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı

Madde 405- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.  

II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim Madde 406- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır” denilerek hüküm altına alınmıştır.

3) Hürriyeti Bağlayıcı Hapis Cezası Sebebiyle Vesayet

Hürriyeti bağlayıcı hapis cezası sebebiyle vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 407. maddesinde:

“Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.  Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür”

denilerek hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hüküm uyarınca, bir yıl ya da daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanmaktadır. Bu durumda cezayı yerine getirmekle görevli makamın, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.

4) Kişinin Kendi İsteği İle Vesayet Altına Alınma

Kişinin kendi isteği üzerine vesayet altına alınması durumu, Türk Medeni Kanunu’nun 408. maddesinde:

“Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir” denilerek hüküm altına alınmıştır.

Vesayet Altına Alınma Usulü Nasıl Olmaktadır?

Vesayet altına alınma usulünün nasıl olduğu hususu yine ilgili kanunda hüküm altına alınmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 409 ve 410. maddelerinde düzenlendiğine göre:

“I. İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu

Madde 409- Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. (Ek cümle:6/12/2019-7196/52 md.) Bu raporun tanzimi için gerektiğinde 436 ncı madde hükümleri uygulanır. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

II. İlân

Madde 410- Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur. Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez. Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır”.

Söz konusu maddeler uyarınca, bir kimsenin savurganlığı, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı, kötü yönetimi ya da kendi isteği ile kısıtlanması; kişi dinlenilmeden mümkün olmamaktadır. Akıl hastalığı ya da akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için ise resmi sağlık kurulu raporunun varlığı aranmaktadır. İlana ilişkin hususların da hüküm altına alındığı düzenlemeye göre; kısıtlama, ilandan önce iyiniyetli üçüncü kişileri etkilememektedir.

Vesayet Davasına Bakmakla Görevli ve Yetkili Mahkeme

Vesayet görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olarak hüküm altına alınmıştır. Yetki bakımından ise vesayet yetkili mahkeme, kısıtlının ya da küçüğün yerleşim yeri mahkemesidir.

Vesayet Altındaki Kişinin İkametgâhını Değiştirmesi

Vesayet altına alınmış olan kişi, vesayet makamının izni olmadıkça yerleşim yerini değiştiremez. Söz konusu kişinin yerleşim yerini değiştirmesi halinde ise yetki, yeni vesayet dairelerine geçmektedir. Bu durumda, kısıtlama kişinin yeni yerleşim yerinde ilan olunmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, cezaevinde olan hükümlü kişinin ikametgâhıcezaevidir. Bu anlamda, vesayet davası bakımından yetkili mahkemenin tespitinde, hükümlünün mahkum olmadan önceki son ikametgah adresi dikkate alınmaktadır. Cezaevinde olan hükümlü kişinin mahkum olmadan önceki son ikametgah adresi, mahkeme kararı ile bile olsa sonradan değiştirilememektedir.

Vesayet Organları ve Vesayet Makamı

Türk Medeni Kanunu’nun 396. maddesinde:

“Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır”

denilmek suretiyle, vesayet organlarının vesayet daireleri (Sulh hukuk mahkemesi ve Asliye hukuk mahkemesi) ile vasi ve kayımlar olduğu belirtilmiştir.

Aynı kanunun 397. maddesinde ise:

“Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür.  Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir”

ifadeleriyle kamu vesayeti ve vesayet makamına ilişkin hükümler belirtilmiştir.

Vesayet Makamına Şikâyet ve İtiraz

Vasinin eylem ve işlemlerine karşı şikayet mümkündür. Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgilinin vesayet makamına şikayet etme hakkı vardır. Ayrıca vesayet makamının kararlarına karşı olarak, söz konusu kararların tebliğ tarihinden itibaren başlayarak on gün içerisinde denetim makamına itiraz edilebilmesi mümkündür.

Vesayet Makamından İzin Alınması Gerekli Olan Durumlar

Aşağıda belirtilen durumlarda, vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi’nden izin alınması gerekmektedir:

-Taşınmazların alımı – satımı – rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başkaca bir ayni hakkın kurulması,

-Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır ya da diğer hak ve değerlerin alımı – satımı – devri ve rehnedilmesi,

-Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri,

-Ödünç verme ve alma,

-Kambiyo taahhüdü altına girme,

-Bir yıl ya da daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması,

-Vesayet altındaki kişinin bir sanat ya da meslekle uğraşması,

-Acele durumlarda vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,

-mal rejimi sözleşmesi, miras taksimi ve miras payının devredilmesi sözleşmelerinin yapılması,

-Borç ödemeden aciz beyanı,

Vesayet altındaki kişi için hayat sigortası yaptırılması,

-Çıraklık sözleşmesi yapılması,

-Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım ya da sağlık kurumuna yerleştirilmesi,

-Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.

Ayrıca Denetim Makamının İzni gerekli Olan Durumlar

Aşağıda belirtilen durumlarda vesayet makamının izninin alınması ardından ayrıca denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin da izni gerekmektedir:

Vesayet altındaki kişinin evlât edinmesi ya da evlât edinilmesi,

-Vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi ya da çıkması,

-Bir işletmenin devralınması ya da tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa girilmesi ya da önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması,

-Ömür boyu aylık veya gelir bağlama ya da ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yapılması,

-Mirasın kabulü, reddi ya da miras sözleşmesi yapılması,

-Küçüğün ergin kılınması,

-Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.

Vesayet Makamının Rapor ve Hesapları İncelemesi

Vasi tarafından belli dönemlerde verilen rapor ve hesaplar, vesayet makamınca incelenmekte, vesayet makamı gerekli gördüğü takdirde bunların tamamlanması ya da düzeltilmesini istemektedir. Vesayet makamı, vasi tarafından sunulan rapor ve hesapları kabul ya da reddetmekte; gerektiğinde vesayet altında bulunan kişinin menfaatini korumak maksadıyla uygun önlemleri almaktadır.

Vesayet Dairelerinden İzin Alınmadan Yapılan İşlemler

Kanunun gerektirdiği durumlarda, vasinin yetkili vesayet dairelerinden izin almadan yapmış olduğu işlemler, vesayet altında bulunana kişinin vasinin iznini almadan yaptığı işlem hükmündedir. Vesayet daireleri olan Sulh Hukuk Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemesinden izin almadan yapılan işlemler, söz konusu vesayet daireler tarafından daha sonra onaylandığı takdirde hukuki geçerlilik kazanmaktadır.

Vasinin ve Vesayet Dairelerinin Sorumlulukları Nelerdir?

Vesayet organları ve vesayete dair işlerle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, söz konusu görevlerini yerine getirirken iyi bir yönetimin gerektirdiği özen ve dikkati göstermekle yükümlüdür.

Söz konusu kural Medeni Kanun’un 466. maddesinde:

“Vesayet organları ve vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, bu görevlerini yerine getirirlerken iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdürler” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Vasinin Hukuki Sorumluluğu

Vesayet görevini yerine getirdiği sırada vasinin kusurlu davranışları ile vesayet altında bulunan kişiye verdiği zararlardan sorumludur. Kayyım ve yasal danışmanlar açısından da aynı hüküm uygulanmaktadır. Söz konusu kural Medeni Kanun’un 467. maddesinde:

“Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur. Kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır” şeklinde belirtilmiştir.

Vesayet Uygulamasında Devletin Sorumluluğu

Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebep oldukları zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumlu olduğu kabul edilmektedir.

Devletin sorumluluğuyla ilgili olarak Medeni Kanun’un 468. maddesinde:

“Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet verdikleri zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.  Zararı tazmin eden Devlet, zararın meydana gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder. Zararın doğmasına kusurları ile sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen sorumludurlar” hükmü düzenlenmiştir.

Vesayetin Sona Ermesi

  1. Küçüklerde Vesayeti Gerektiren Durumların Sona ermesi: Küçük üzerindeki vesayet, küçüğün ergin olmasıyla birlikte kediliğinden ortadan kalkmaktadır. Mahkeme tarafından erginliğe karar verilmesi durumunda mahkeme, küçüğün hangi tarihte ergin olacağını da tespit ve ilan etmektedir. Söz konusu hüküm Medeni Kanun’un 470. maddesinde düzenlenmiştir.
  2. Hükümlülerde Vesayeti Gerektiren Durumların Sona Ermesi: Özgürlüğü bağlayıcı hapis cezasına mahkûm edilmesi nedeniyle kısıtlı olan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Söz konusu hüküm Medeni Kanun’un 471. maddesinde düzenlenmiştir.
  3. Diğer Kısıtlılarda Vesayeti Gerektiren Durumların Sona Ermesi: Diğer kısıtlılar üzerindeki vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla sona ermektedir. Vesayete alınmasını gerektiren nedenin ortadan kalmasıyla birlikte vesayet makamı vesayetin sona ermesi için karar vermektedir. Kısıtlı ya da ilgililerden her biri, vesayetin kaldırılması talebinde bulunabilmektedir. Diğer kısıtlılara ilişkin vesayet kararının kaldırılmasına ilişkin usul Medeni Kanun’un 473-475 maddeleri ile birlikte şöyle düzenlenmiştir:

“1. İlân

Madde 473- Kısıtlama ilân edilmişse, kaldırılması da ilân olunur. Fiil ehliyetinin yeniden kazanılması, ilânın yapılmasına bağlı değildir.

2. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığında

Madde 474- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi hâlinde karar verilebilir.

3. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimde Madde 475- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kısıtlanmış olan kişinin vesayetin kaldırılmasını isteyebilmesi, en az bir yıldan beri vesayet altına alınmasını gerektiren sebeple ilgili olarak bir şikâyete meydan vermemiş olmasına bağlıdır”.

4) İstek Üzerine Kısıtlama Durumunda: Kendi isteği ile kısıtlama altına alınmış kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır.

Söz konusu hüküm Medeni Kanun’un 476. maddesinde: “Kendi isteğiyle kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır” şeklinde düzenlenmiştir.

Vasilik Görevinin Sona Ermesi

  1. Sürenin Dolması ve Uzatılmaması Nedeniyle Vasilik Görevinin Sona Ermesi

Sürenin dolması ve uzatılmaması sebebiyle vasilik görevinin sona ermesi durumu, Medeni Kanun’un 480 ila 482. maddeleri arasında:

“B. Sürenin sona ermesi ve uzatılmaması

I. Sürenin dolması

Madde 480- Vasilik görevi, uzatılmadığı takdirde, sürenin dolmasıyla sona erer.

II. Engelin veya kaçınma sebebinin ortaya çıkması

Madde 481- Vasi, vasiliğe engel bir sebebin ortaya çıkması hâlinde görevinden çekilmek zorundadır. Vasi, bir kaçınma sebebi ortaya çıktığı takdirde sürenin bitiminden önce görevinden alınmasını isteyebilir; ancak, önemli sebeplerin varlığı hâlinde görevine devam etmek zorundadır.

III. Göreve devam zorunluluğu

Madde 482- Görevi sona eren vasi, yenisi göreve başlayıncaya kadar zorunlu işleri yapmakla yükümlüdür” şeklinde düzenlenmiştir.

  • Vasilik Görevinden Alınma

Vasilik görevinin, vasilik görevinden alınma ile sona ermesi, ayrıntılarıyla ve başkaca bir ek bilgiye ihtiyaç duyulmadan Medeni Kanun’un 483 ila 488. maddeleri arasında şöyle düzenlenmiştir:

“I. Sebepleri

Madde 483- Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından görevden alınır.

Vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.

II. Usulü

1. İstek üzerine veya re’sen

Madde 484- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin görevden alınmasını isteyebilir. Görevden alınmayı gerektiren sebebin varlığını başka bir yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi re’sen görevden almakla yükümlüdür. 

2. Araştırma ve uyarı 

Madde 485- Vesayet makamı, ancak gerekli araştırmayı yaptıktan ve vasiyi dinledikten sonra onu görevden alabilir. Vesayet makamı, ağır olmayan hâllerde vasiye görevden alınacağı konusunda uyarıda bulunur.

3. Geçici önlemler

Madde 486- Gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde vesayet makamı, vasiye geçici olarak işten el çektirip bir kayyım atayabileceği gibi; gerekirse muhtemel zararı göz önünde bulundurarak vasinin mallarına ihtiyati haciz koyabilir ve tutuklanmasını da isteyebilir.

4. Diğer önlemler

Madde 487- Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.

5. İtiraz

Madde 488- İlgililer, vesayet makamının kararlarına karşı, tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler. Denetim makamı, gerektiğinde duruşma da yaparak bu itirazı kesin karara bağlar”.

  • Vasinin Kesin Hesap ve Malvarlığını Teslim Zorunluluğu

Görevi sona eren vasinin, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı vesayet makamına vermekle yükümlülüğü olduğu gibi, malvarlığını vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına ya da yeni vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurması zorunluluğu bulunmaktadır. Kesin hesap ve son rapor belli zamanlarda verilen rapor ve hesaplar gibi vesayet makamı tarafından incelenip onaylanmaktadır.

  • Vasinin Görevine Son Verilmesi

Kesin hesabın ve son raporun onaylanmasından ve malvarlığı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına ya da yeni vasiye teslim edilmesinin ardından vesayet makamı vasinin görevinin sona erdiğine karar vermektedir. Vesayet makamı, kesine hesap ve son raporun onaylanması ya da reddi hususunda kararı ile birlikte kesin hesabı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına ya da yeni vasiye tazminat davası açma haklarının bulunduğunu da belirterek tebliğ etmektedir. Söz konusu tebliğde vasinin görevine son verildiği de belirtilmektedir.

Vesayet ve Vasi Tayinine (Atanmasına) İlişkin BAM ve Yargıtay Kararları

Boşanma davası açmanın vasinin onayına tabi olmadığı hususunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2015/11223 karar numaralı kararına konu teşkil eden olayda Yargıtay:

“Davacı, hükümlü olması nedeniyle vasisi aracılığıyla açtığı boşanma davasında eşinin de boşanma talebini kabul ettiğini beyan etmiş, davalı eş de cevap dilekçesi ve duruşmadaki beyanında boşanmayı kabul ettiğini bildirmiştir. Mahkemece, davacının hükümlü olması nedeniyle anlaşmalı boşanmanın mümkün olmadığı belirtilerek davaya çekişmeli olarak devam edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davacı almış olduğu kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlanmıştır. O halde sınırlı ehliyetsiz olan davacı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını yasal temsilcisinin rızası olmadan kullanabilir (TMK.m.16). Davacının talebi Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesinde düzenlenen “anlaşmalı boşanmaya” yöneliktir. Mahkemece, davacı bulunduğu cezaevinden getirtilerek, davalı da davet edildikten sonra beyanlarının alınması ve şartları oluştuğu takdirde “anlaşmalı olarak” boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir” ifadelerine yer vermiştir.

Vesayet davası ve itirazların hükümlünün önceki son yerleşim yeri mahkemesinde görüleceğine dair bir Bölge Adliye Mahkemesi kararında:

“Yargılama konusu olayda; özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet nedeniyle kısıtlanan ve kısıtlılık hali devam eden hükümlünün vasinin talebi üzerine mernis adresinin değiştirilmiş olması nedeniyle vesayet makamı olan mahkeme tarafından yetkisizlik kararı verildiği, Bakırköy 1. Sulh Hukuk mahkemesince 24/12/2015 tarihinde hükümlüye TMK 407 maddesi gereğince vasi atandığı, karara itiraz eden olmadığı, hükümlülük hali devam ettiği halde vasinin talebi üzerine hükümlünün ikametgahının değiştirilmesi için vasiye yetki ve izin verildiği, hükümlünün mernis adresinin değiştirilmesi üzerine vesayet makamı olan mahkemenin 31/10/2017 tarihli ek karar ile hükümlünün mernis adresi Büyükçekmece olarak değiştiğinden bahisle yetkisizlik kararı verdiği,

Hükümlünün cezaevine girmeden önceki adresinin Bakırköy ilçesinde olduğu, TMK 19 ve 22 maddeleri gereği vesayet davasını görmeye Bakırköy Mahkemesi’nin yetkili olduğu, hükümlünün kendi beyanında cezaevine girmeden önce Bakırköy’de ikamet ettiğinin anlaşıldığı, Cezaevi kurumunda bulunmanın yeni yerleşim yeri edinme olarak kabul edilemeyeceği, cezaevinde bulunan hükümlünün mernis adresine ancak cezaevi adresi olarak değiştirilebileceği, bu nedenle Silivri Cezaevi’de bulunan hükümlünün adresinin bu cezaevi adresi olanak değiştirilebileceği, bu halde dahi mahkemenin yetkisinde değişiklik olmayacağı, vesayet kararı veren mahkemenin vesayet dosyasını takibe devam edeceği, vasiye bu hususta yetki ve izin verilmesinin hatalı olduğu, vasinin adresinin yerleşim yeri adresi kabul edilemeyeceği gibi yasa gereği mernis adresi de olamayacağı anlaşılmıştır.

Dairemiz ilk derece mahkemesi kararını hem maddi olay, hem de hukuka uygunluk bakımından incelemeye tabi tutarak tespit edilen yargılama hatalarını bizzat düzeltmek amacıyla yapılan inceleme sonunda; duruşma yapılmasına gerek olmadığı,

Mahkemenin yetkili olmasına rağmen yetkisizliğe karar verilmiş olması sebebiyle, incelenen mahkeme kararının yerinde olmadığı, istinaf sebebi yerinde olduğundan HMK 353/1-a/3 maddesi gereğince istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

İlk derece mahkemesi kararı yerinde olmadığından HMK 353/1-a/3 maddesi gereğince istinaf başvurusunun KABULÜNE,

İlk derece mahkemesinin yetkisizlik kararının KALDIRILMASINA,

Vesayet dosyasının yetkili ve görevli Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesince yasanın ön gördüğü süre müddetince takibinin yapılması için dosyanın ait olduğu mahkemeye İADESİNE karar verilmiştir”.

Vesayet Davası ve Vasi Tayini (Atanması) Şartları

Kimi ergin kişilerin ya da velayet altında bulunmayan küçüklerin kişisel ve maddi menfaatlerini korumak maksadıyla vesayet kurumu düzenlenmiştir.

Vesayet ve Vasi Tayini (atanması) Nedir?

Kimi ergin kişilerin ya da velayet altında bulunmayan küçüklerin kişisel ve maddi menfaatlerini korumakmaksadıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile vesayet kurumu düzenlenmiştir. Vesayet altına alınma durumu, yasal bir zorunluluktan kaynaklanabileceği gibi kişinin kendisinin de kimi durumlarda vesayet altına alınmayı mahkemeden istemesi mümkün olmaktadır.

Vesayet altına alınmış olan herkese bir vasi atanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 403. maddesinde:

“Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür”

denilmek suretiyle, vasinin yükümlü olduğu hususlar belirtilmiştir. Hangi hallerde vesayetin gerektiği ve şartları Türk Medeni Kanunu’nun 404, 405, 406 ve 407. maddelerde belirtilmiş, kişinin kendi isteği ile vesayet altına alınması durumu ise 408. maddede düzenlenmiştir.

Vesayeti Gerektiren Haller ve Şartları Nelerdir?

Türk Medeni Kanunu’nca hüküm altına alındığı üzere, vesayeti gerektiren durumlar şu şekildedir:

-Yaş Küçüklüğü,

-Kısıtlanma,

-Hürriyeti Bağlayıcı (Hapis Cezası) Ceza Alma

-Kişinin kendi arzusu ile vesayet talebi

1) Yaş Küçüklüğü Sebebiyle Vesayet

Yaş küçüklüğü sebebiyle vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 404. maddesinde:

“Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır. Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar”

denilmek suretiyle hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hüküm uyarınca, 18 yaşından küçük olup da velayet altında bulunmayan her çocuk vesayet altına alınmaktadır. Ayrıca kamu görevlileri bakımından da bir yükümlülük öngörülmüş olup; nüfus memurlarının, idari makamların, noterlerin ve mahkemelerin görevlerini yaparken vesayeti gerektiren böyle bir halin varlığını öğrenmeleri durumunda, hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları belirtilmiştir.

2) Kısıtlanma Sebebiyle Vesayet

Kısıtlanma sebebiyle vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 405. ve 406. maddesinde:

“I. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı

Madde 405- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.  

II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim Madde 406- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır” denilerek hüküm altına alınmıştır.

3) Hürriyeti Bağlayıcı Hapis Cezası Sebebiyle Vesayet

Hürriyeti bağlayıcı hapis cezası sebebiyle vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 407. maddesinde:

“Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.  Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür”

denilerek hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hüküm uyarınca, bir yıl ya da daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanmaktadır. Bu durumda cezayı yerine getirmekle görevli makamın, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.

4) Kişinin Kendi İsteği İle Vesayet Altına Alınma

Kişinin kendi isteği üzerine vesayet altına alınması durumu, Türk Medeni Kanunu’nun 408. maddesinde:

“Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir” denilerek hüküm altına alınmıştır.

Vesayet Altına Alınma Usulü Nasıl Olmaktadır?

Vesayet altına alınma usulünün nasıl olduğu hususu yine ilgili kanunda hüküm altına alınmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 409 ve 410. maddelerinde düzenlendiğine göre:

“I. İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu

Madde 409- Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. (Ek cümle:6/12/2019-7196/52 md.) Bu raporun tanzimi için gerektiğinde 436 ncı madde hükümleri uygulanır. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

II. İlân

Madde 410- Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur. Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez. Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır”.

Söz konusu maddeler uyarınca, bir kimsenin savurganlığı, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı, kötü yönetimi ya da kendi isteği ile kısıtlanması; kişi dinlenilmeden mümkün olmamaktadır. Akıl hastalığı ya da akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için ise resmi sağlık kurulu raporunun varlığı aranmaktadır. İlana ilişkin hususların da hüküm altına alındığı düzenlemeye göre; kısıtlama, ilandan önce iyiniyetli üçüncü kişileri etkilememektedir.

Vesayet Davasına Bakmakla Görevli ve Yetkili Mahkeme

Vesayet görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olarak hüküm altına alınmıştır. Yetki bakımından ise vesayet yetkili mahkeme, kısıtlının ya da küçüğün yerleşim yeri mahkemesidir.

Vesayet Altındaki Kişinin İkametgâhını Değiştirmesi

Vesayet altına alınmış olan kişi, vesayet makamının izni olmadıkça yerleşim yerini değiştiremez. Söz konusu kişinin yerleşim yerini değiştirmesi halinde ise yetki, yeni vesayet dairelerine geçmektedir. Bu durumda, kısıtlama kişinin yeni yerleşim yerinde ilan olunmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, cezaevinde olan hükümlü kişinin ikametgâhıcezaevidir. Bu anlamda, vesayet davası bakımından yetkili mahkemenin tespitinde, hükümlünün mahkum olmadan önceki son ikametgah adresi dikkate alınmaktadır. Cezaevinde olan hükümlü kişinin mahkum olmadan önceki son ikametgah adresi, mahkeme kararı ile bile olsa sonradan değiştirilememektedir.

Vesayet Organları ve Vesayet Makamı

Türk Medeni Kanunu’nun 396. maddesinde:

“Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır”

denilmek suretiyle, vesayet organlarının vesayet daireleri (Sulh hukuk mahkemesi ve Asliye hukuk mahkemesi) ile vasi ve kayımlar olduğu belirtilmiştir.

Aynı kanunun 397. maddesinde ise:

“Kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür.  Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir”

ifadeleriyle kamu vesayeti ve vesayet makamına ilişkin hükümler belirtilmiştir.

Vesayet Makamına Şikâyet ve İtiraz

Vasinin eylem ve işlemlerine karşı şikayet mümkündür. Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgilinin vesayet makamına şikayet etme hakkı vardır. Ayrıca vesayet makamının kararlarına karşı olarak, söz konusu kararların tebliğ tarihinden itibaren başlayarak on gün içerisinde denetim makamına itiraz edilebilmesi mümkündür.

Vesayet Makamından İzin Alınması Gerekli Olan Durumlar

Aşağıda belirtilen durumlarda, vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi’nden izin alınması gerekmektedir:

-Taşınmazların alımı – satımı – rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başkaca bir ayni hakkın kurulması,

-Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır ya da diğer hak ve değerlerin alımı – satımı – devri ve rehnedilmesi,

-Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri,

-Ödünç verme ve alma,

-Kambiyo taahhüdü altına girme,

-Bir yıl ya da daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması,

-Vesayet altındaki kişinin bir sanat ya da meslekle uğraşması,

-Acele durumlarda vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,

-mal rejimi sözleşmesi, miras taksimi ve miras payının devredilmesi sözleşmelerinin yapılması,

-Borç ödemeden aciz beyanı,

Vesayet altındaki kişi için hayat sigortası yaptırılması,

-Çıraklık sözleşmesi yapılması,

-Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım ya da sağlık kurumuna yerleştirilmesi,

-Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.

Ayrıca Denetim Makamının İzni gerekli Olan Durumlar

Aşağıda belirtilen durumlarda vesayet makamının izninin alınması ardından ayrıca denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin da izni gerekmektedir:

Vesayet altındaki kişinin evlât edinmesi ya da evlât edinilmesi,

-Vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi ya da çıkması,

-Bir işletmenin devralınması ya da tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa girilmesi ya da önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması,

-Ömür boyu aylık veya gelir bağlama ya da ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yapılması,

-Mirasın kabulü, reddi ya da miras sözleşmesi yapılması,

-Küçüğün ergin kılınması,

-Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.

Vesayet Makamının Rapor ve Hesapları İncelemesi

Vasi tarafından belli dönemlerde verilen rapor ve hesaplar, vesayet makamınca incelenmekte, vesayet makamı gerekli gördüğü takdirde bunların tamamlanması ya da düzeltilmesini istemektedir. Vesayet makamı, vasi tarafından sunulan rapor ve hesapları kabul ya da reddetmekte; gerektiğinde vesayet altında bulunan kişinin menfaatini korumak maksadıyla uygun önlemleri almaktadır.

Vesayet Dairelerinden İzin Alınmadan Yapılan İşlemler

Kanunun gerektirdiği durumlarda, vasinin yetkili vesayet dairelerinden izin almadan yapmış olduğu işlemler, vesayet altında bulunana kişinin vasinin iznini almadan yaptığı işlem hükmündedir. Vesayet daireleri olan Sulh Hukuk Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemesinden izin almadan yapılan işlemler, söz konusu vesayet daireler tarafından daha sonra onaylandığı takdirde hukuki geçerlilik kazanmaktadır.

Vasinin ve Vesayet Dairelerinin Sorumlulukları Nelerdir?

Vesayet organları ve vesayete dair işlerle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, söz konusu görevlerini yerine getirirken iyi bir yönetimin gerektirdiği özen ve dikkati göstermekle yükümlüdür.

Söz konusu kural Medeni Kanun’un 466. maddesinde:

“Vesayet organları ve vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, bu görevlerini yerine getirirlerken iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdürler” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Vasinin Hukuki Sorumluluğu

Vesayet görevini yerine getirdiği sırada vasinin kusurlu davranışları ile vesayet altında bulunan kişiye verdiği zararlardan sorumludur. Kayyım ve yasal danışmanlar açısından da aynı hüküm uygulanmaktadır. Söz konusu kural Medeni Kanun’un 467. maddesinde:

“Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur. Kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır” şeklinde belirtilmiştir.

Vesayet Uygulamasında Devletin Sorumluluğu

Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebep oldukları zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumlu olduğu kabul edilmektedir.

Devletin sorumluluğuyla ilgili olarak Medeni Kanun’un 468. maddesinde:

“Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet verdikleri zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.  Zararı tazmin eden Devlet, zararın meydana gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder. Zararın doğmasına kusurları ile sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen sorumludurlar” hükmü düzenlenmiştir.

Vesayetin Sona Ermesi

  1. Küçüklerde Vesayeti Gerektiren Durumların Sona ermesi: Küçük üzerindeki vesayet, küçüğün ergin olmasıyla birlikte kediliğinden ortadan kalkmaktadır. Mahkeme tarafından erginliğe karar verilmesi durumunda mahkeme, küçüğün hangi tarihte ergin olacağını da tespit ve ilan etmektedir. Söz konusu hüküm Medeni Kanun’un 470. maddesinde düzenlenmiştir.
  2. Hükümlülerde Vesayeti Gerektiren Durumların Sona Ermesi: Özgürlüğü bağlayıcı hapis cezasına mahkûm edilmesi nedeniyle kısıtlı olan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Söz konusu hüküm Medeni Kanun’un 471. maddesinde düzenlenmiştir.
  3. Diğer Kısıtlılarda Vesayeti Gerektiren Durumların Sona Ermesi: Diğer kısıtlılar üzerindeki vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla sona ermektedir. Vesayete alınmasını gerektiren nedenin ortadan kalmasıyla birlikte vesayet makamı vesayetin sona ermesi için karar vermektedir. Kısıtlı ya da ilgililerden her biri, vesayetin kaldırılması talebinde bulunabilmektedir. Diğer kısıtlılara ilişkin vesayet kararının kaldırılmasına ilişkin usul Medeni Kanun’un 473-475 maddeleri ile birlikte şöyle düzenlenmiştir:

“1. İlân

Madde 473- Kısıtlama ilân edilmişse, kaldırılması da ilân olunur. Fiil ehliyetinin yeniden kazanılması, ilânın yapılmasına bağlı değildir.

2. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığında

Madde 474- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi hâlinde karar verilebilir.

3. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimde Madde 475- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kısıtlanmış olan kişinin vesayetin kaldırılmasını isteyebilmesi, en az bir yıldan beri vesayet altına alınmasını gerektiren sebeple ilgili olarak bir şikâyete meydan vermemiş olmasına bağlıdır”.

4) İstek Üzerine Kısıtlama Durumunda: Kendi isteği ile kısıtlama altına alınmış kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır.

Söz konusu hüküm Medeni Kanun’un 476. maddesinde: “Kendi isteğiyle kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır” şeklinde düzenlenmiştir.

Vasilik Görevinin Sona Ermesi

  1. Sürenin Dolması ve Uzatılmaması Nedeniyle Vasilik Görevinin Sona Ermesi

Sürenin dolması ve uzatılmaması sebebiyle vasilik görevinin sona ermesi durumu, Medeni Kanun’un 480 ila 482. maddeleri arasında:

“B. Sürenin sona ermesi ve uzatılmaması

I. Sürenin dolması

Madde 480- Vasilik görevi, uzatılmadığı takdirde, sürenin dolmasıyla sona erer.

II. Engelin veya kaçınma sebebinin ortaya çıkması

Madde 481- Vasi, vasiliğe engel bir sebebin ortaya çıkması hâlinde görevinden çekilmek zorundadır. Vasi, bir kaçınma sebebi ortaya çıktığı takdirde sürenin bitiminden önce görevinden alınmasını isteyebilir; ancak, önemli sebeplerin varlığı hâlinde görevine devam etmek zorundadır.

III. Göreve devam zorunluluğu

Madde 482- Görevi sona eren vasi, yenisi göreve başlayıncaya kadar zorunlu işleri yapmakla yükümlüdür” şeklinde düzenlenmiştir.

  • Vasilik Görevinden Alınma

Vasilik görevinin, vasilik görevinden alınma ile sona ermesi, ayrıntılarıyla ve başkaca bir ek bilgiye ihtiyaç duyulmadan Medeni Kanun’un 483 ila 488. maddeleri arasında şöyle düzenlenmiştir:

“I. Sebepleri

Madde 483- Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından görevden alınır.

Vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.

II. Usulü

1. İstek üzerine veya re’sen

Madde 484- Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin görevden alınmasını isteyebilir. Görevden alınmayı gerektiren sebebin varlığını başka bir yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi re’sen görevden almakla yükümlüdür. 

2. Araştırma ve uyarı 

Madde 485- Vesayet makamı, ancak gerekli araştırmayı yaptıktan ve vasiyi dinledikten sonra onu görevden alabilir. Vesayet makamı, ağır olmayan hâllerde vasiye görevden alınacağı konusunda uyarıda bulunur.

3. Geçici önlemler

Madde 486- Gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde vesayet makamı, vasiye geçici olarak işten el çektirip bir kayyım atayabileceği gibi; gerekirse muhtemel zararı göz önünde bulundurarak vasinin mallarına ihtiyati haciz koyabilir ve tutuklanmasını da isteyebilir.

4. Diğer önlemler

Madde 487- Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.

5. İtiraz

Madde 488- İlgililer, vesayet makamının kararlarına karşı, tebliğ gününden başlayarak on gün içinde denetim makamına itiraz edebilirler. Denetim makamı, gerektiğinde duruşma da yaparak bu itirazı kesin karara bağlar”.

  • Vasinin Kesin Hesap ve Malvarlığını Teslim Zorunluluğu

Görevi sona eren vasinin, yönetimle ilgili son raporu ve kesin hesabı vesayet makamına vermekle yükümlülüğü olduğu gibi, malvarlığını vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına ya da yeni vasiye teslim edilmek üzere hazır bulundurması zorunluluğu bulunmaktadır. Kesin hesap ve son rapor belli zamanlarda verilen rapor ve hesaplar gibi vesayet makamı tarafından incelenip onaylanmaktadır.

  • Vasinin Görevine Son Verilmesi

Kesin hesabın ve son raporun onaylanmasından ve malvarlığı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına ya da yeni vasiye teslim edilmesinin ardından vesayet makamı vasinin görevinin sona erdiğine karar vermektedir. Vesayet makamı, kesine hesap ve son raporun onaylanması ya da reddi hususunda kararı ile birlikte kesin hesabı vesayet altındaki kişiye, mirasçılarına ya da yeni vasiye tazminat davası açma haklarının bulunduğunu da belirterek tebliğ etmektedir. Söz konusu tebliğde vasinin görevine son verildiği de belirtilmektedir.

Vesayet ve Vasi Tayinine (Atanmasına) İlişkin BAM ve Yargıtay Kararları

Boşanma davası açmanın vasinin onayına tabi olmadığı hususunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2015/11223 karar numaralı kararına konu teşkil eden olayda Yargıtay:

“Davacı, hükümlü olması nedeniyle vasisi aracılığıyla açtığı boşanma davasında eşinin de boşanma talebini kabul ettiğini beyan etmiş, davalı eş de cevap dilekçesi ve duruşmadaki beyanında boşanmayı kabul ettiğini bildirmiştir. Mahkemece, davacının hükümlü olması nedeniyle anlaşmalı boşanmanın mümkün olmadığı belirtilerek davaya çekişmeli olarak devam edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davacı almış olduğu kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlanmıştır. O halde sınırlı ehliyetsiz olan davacı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını yasal temsilcisinin rızası olmadan kullanabilir (TMK.m.16). Davacının talebi Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesinde düzenlenen “anlaşmalı boşanmaya” yöneliktir. Mahkemece, davacı bulunduğu cezaevinden getirtilerek, davalı da davet edildikten sonra beyanlarının alınması ve şartları oluştuğu takdirde “anlaşmalı olarak” boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir” ifadelerine yer vermiştir.

Vesayet davası ve itirazların hükümlünün önceki son yerleşim yeri mahkemesinde görüleceğine dair bir Bölge Adliye Mahkemesi kararında:

“Yargılama konusu olayda; özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet nedeniyle kısıtlanan ve kısıtlılık hali devam eden hükümlünün vasinin talebi üzerine mernis adresinin değiştirilmiş olması nedeniyle vesayet makamı olan mahkeme tarafından yetkisizlik kararı verildiği, Bakırköy 1. Sulh Hukuk mahkemesince 24/12/2015 tarihinde hükümlüye TMK 407 maddesi gereğince vasi atandığı, karara itiraz eden olmadığı, hükümlülük hali devam ettiği halde vasinin talebi üzerine hükümlünün ikametgahının değiştirilmesi için vasiye yetki ve izin verildiği, hükümlünün mernis adresinin değiştirilmesi üzerine vesayet makamı olan mahkemenin 31/10/2017 tarihli ek karar ile hükümlünün mernis adresi Büyükçekmece olarak değiştiğinden bahisle yetkisizlik kararı verdiği,

Hükümlünün cezaevine girmeden önceki adresinin Bakırköy ilçesinde olduğu, TMK 19 ve 22 maddeleri gereği vesayet davasını görmeye Bakırköy Mahkemesi’nin yetkili olduğu, hükümlünün kendi beyanında cezaevine girmeden önce Bakırköy’de ikamet ettiğinin anlaşıldığı, Cezaevi kurumunda bulunmanın yeni yerleşim yeri edinme olarak kabul edilemeyeceği, cezaevinde bulunan hükümlünün mernis adresine ancak cezaevi adresi olarak değiştirilebileceği, bu nedenle Silivri Cezaevi’de bulunan hükümlünün adresinin bu cezaevi adresi olanak değiştirilebileceği, bu halde dahi mahkemenin yetkisinde değişiklik olmayacağı, vesayet kararı veren mahkemenin vesayet dosyasını takibe devam edeceği, vasiye bu hususta yetki ve izin verilmesinin hatalı olduğu, vasinin adresinin yerleşim yeri adresi kabul edilemeyeceği gibi yasa gereği mernis adresi de olamayacağı anlaşılmıştır.

Dairemiz ilk derece mahkemesi kararını hem maddi olay, hem de hukuka uygunluk bakımından incelemeye tabi tutarak tespit edilen yargılama hatalarını bizzat düzeltmek amacıyla yapılan inceleme sonunda; duruşma yapılmasına gerek olmadığı,

Mahkemenin yetkili olmasına rağmen yetkisizliğe karar verilmiş olması sebebiyle, incelenen mahkeme kararının yerinde olmadığı, istinaf sebebi yerinde olduğundan HMK 353/1-a/3 maddesi gereğince istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

İlk derece mahkemesi kararı yerinde olmadığından HMK 353/1-a/3 maddesi gereğince istinaf başvurusunun KABULÜNE,

İlk derece mahkemesinin yetkisizlik kararının KALDIRILMASINA,

Vesayet dosyasının yetkili ve görevli Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesince yasanın ön gördüğü süre müddetince takibinin yapılması için dosyanın ait olduğu mahkemeye İADESİNE karar verilmiştir”.